
Ebru
Ebru Sanatı
Ebru sanatı, suyun yüzeyine özel boyalarla desenler yapılarak bu desenlerin kağıda aktarılmasıyla oluşturulan geleneksel bir Türk süsleme sanatıdır. Bu sanat, hem teknik hem de estetik açıdan derin anlamlar taşıyan, köklü bir geçmişe sahip bir sanat dalıdır. Ebru, kendine özgü renkleri, desenleri ve hareketli doğasıyla diğer sanat dallarından ayrılır ve hem görsel hem de ruhsal bir deneyim sunar.
Ebru Sanatının Tarihi
Ebru sanatının kökeni tam olarak bilinmemekle birlikte, Orta Asya’dan İran ve Anadolu’ya yayıldığı düşünülmektedir. İlk ebru örneklerine 15. yüzyılda rastlanmıştır. Türklerin Orta Asya’dan göçleri sırasında bu sanatı yanlarında getirdikleri ve bu sanatın Anadolu’da gelişim gösterdiği kabul edilir.
Ebru sanatının tarihi belgelerdeki ilk adı "ebre" veya "abru" olarak geçmektedir. Farsça’da "su yüzü" veya "suya yansıyan" anlamına gelen bu kelime, ebru sanatının suyla olan bağını vurgular.
Osmanlı döneminde ebru, hat sanatını süslemek ve kitap ciltlerinde zemin oluşturmak amacıyla sıkça kullanılmıştır. Özellikle 16. ve 17. yüzyıllarda ebru, İstanbul’da zirveye ulaşmış ve büyük bir gelişim göstermiştir. Bu dönemde en ünlü ebru sanatçılarından biri olan Şebek Mehmet Efendi’nin, ebru sanatının tekniklerini geliştirdiği bilinmektedir.
19. yüzyılda Necmeddin Okyay, ebru sanatında yeni bir çığır açarak çiçek motiflerini ebruya kazandırmış ve bu sanata çağdaş bir yorum getirmiştir.


Ebru Sanatının Malzemeleri ve Teknikleri
Ebru sanatında kullanılan malzemeler, bu sanatın doğasına uygun şekilde doğal ve özel malzemelerdir. Temel malzemeler şunlardır:
1. Su
Ebru, su yüzeyinde yapılan bir sanat olduğu için suyun kalitesi oldukça önemlidir. Geleneksel ebru sanatında suyun üzerine deniz kadayıfından elde edilen kitre eklenir.
Kitre, suyu yoğunlaştırarak boyaların yüzeyde kalmasını sağlar.
2. Boya
Ebru boyaları doğal pigmentlerden elde edilir. Toprak, taş ve bitkilerden yapılan bu boyalar, suyun üzerinde dağılmadan desen oluşturacak şekilde hazırlanır.
3. Öd
Boyaların su üzerinde dağılmasını sağlamak ve desenlerin netleşmesini kolaylaştırmak için öküz ödü kullanılır. Öd, boyanın akışkanlığını ve dengeli bir şekilde dağılmasını sağlar.
4. Fırça
Fırçalar, at kuyruğu kılı ve gül dalından yapılır. Bu fırçalar, boyaların su yüzeyine serpilmesi için kullanılır.
5. Tekne
Ebru yapmak için kullanılan metal ya da ahşap bir kap olan tekne, boyaların su üzerinde hareket ettirilmesine olanak tanır.
Ebru sanatında sıkça kullanılan teknikler şunlardır:
- Battal Ebru: Ebru sanatının en eski ve temel tekniklerinden biridir. Boyalar suyun yüzeyine serpilir ve herhangi bir müdahalede bulunulmadan kağıda alınır.
- Gelgit Ebru: Boyalar su yüzeyine serpilir ve bir çubuk yardımıyla yatay ya da dikey hareketlerle desenler oluşturulur.
- Taraklı Ebru: Gelgit ebru üzerine tarakla desenler çizilerek yapılır. Bu teknik, daha karmaşık ve düzenli desenler oluşturmak için kullanılır.
- Çiçekli Ebru: Necmeddin Okyay’ın geliştirdiği bu teknikte, su yüzeyine çiçek motifleri yapılır. Gül, karanfil, lale gibi çiçekler bu teknikte sıklıkla görülür.
- Akkase Ebru: Su yüzeyine yapılan desenlerin belirli kısımlarının koruma altına alınıp diğer alanların boyanmasıyla yapılan bir tekniktir. Bu yöntemle desenlere derinlik katılır.
Ebru Sanatında Renk ve Desenlerin Anlamı
Ebru sanatında kullanılan renkler ve desenler, sanatçının duygularını, ruh halini ve estetik anlayışını yansıtır. Örneğin, mavi sakinliği ve huzuru, kırmızı tutkuyu ve enerjiyi, yeşil ise doğayı ve umudu temsil eder. Desenlerdeki hareketlilik ve akışkanlık, hayatın dinamizmini ve sürekli değişimini ifade eder.

Ebru sanatı, bir anlamda anın sanatıdır. Su üzerinde yapılan desenlerin her biri benzersizdir ve tekrar edilemez. Bu durum, ebru sanatını diğer sanat dallarından ayıran en önemli özelliklerden biridir. Ebru, doğanın ve hayatın geçiciliğini ve her anın eşsizliğini vurgular.


Ebru Sanatının Manevi ve Kültürel Boyutu
Ebru sanatı, yalnızca estetik bir uğraş değil, aynı zamanda bir meditasyon ve manevi derinlik sunan bir sanat dalıdır. Ebru yapımı sırasında sanatçı, su ve boya ile bir bağ kurar, doğanın ve sanatın uyumunu hisseder. Bu süreç, sanatçıyı zihinsel ve ruhsal bir dinginliğe ulaştırır.
Osmanlı döneminde ebru, özellikle tasavvuf çevrelerinde ruhsal bir arınma aracı olarak görülmüştür. Suyun yüzeyinde desen oluşturmak, tasavvufi düşüncede insanın iç dünyasını ve maneviyatını yansıtmak olarak yorumlanmıştır. Ayrıca, ebru sanatının her bir çalışması benzersiz olduğundan, Allah’ın yaratıcılığını ve doğanın eşsizliğini hatırlatır.
Günümüzde Ebru Sanatı
Ebru sanatı, geleneksel yöntemlerle icra edilmeye devam etmekte ve modern sanat anlayışlarıyla harmanlanarak yeni bir boyut kazanmaktadır. Günümüzde, hem Türkiye’de hem de dünya genelinde ebru sanatına olan ilgi artmıştır. Uluslararası sergiler, workshoplar ve eğitim programları sayesinde ebru sanatı geniş bir izleyici kitlesine ulaşmıştır.
Modern sanatçılar, ebru tekniklerini farklı malzemeler ve tasarımlarla birleştirerek yenilikçi eserler ortaya koymaktadır. Ebru, sadece kağıt üzerine değil, seramik, cam, ahşap gibi farklı yüzeylerde de uygulanmaktadır. Bu durum, ebru sanatının sınırlarını genişletmiş ve onu çağdaş sanatın bir parçası haline getirmiştir.

Kısaca...
Ebru sanatı, doğanın hareketli ve akışkan yapısını, insanın estetik ve manevi dünyasıyla birleştiren, köklü ve derin bir sanat dalıdır.
Tarih boyunca farklı tekniklerle zenginleşmiş, günümüzde ise hem geleneksel hem de modern yaklaşımlarla varlığını sürdürmektedir.
Her bir ebru çalışması, sanatçının duygularını, düşüncelerini ve doğayla olan bağını yansıtan eşsiz bir sanat eseridir. Ebru, geçiciliği ve eşsizliğiyle, hayatın kendisini bir sanat formunda ifade eden büyüleyici bir gelenektir.
Ebru Sanatı Detayları, Teknikleri Ve Akademik Bilgi
İslâm bezeme sanatlarının hazırlanış tekniği itibariyle en cazibi ve süratli netice alınanı olan ebruculuğun menşei hakkında kesin bir hükme varmak mümkün değildir. VIII. asırdan itibaren Çin’de liu sha shien, XII. asırdan itibaren Japonya’da suminagashi adıyla benzer teknikler kullanılarak yapılan birtakım çalışmaların mevcudiyeti, daha sonraki asırlarda Çağatay Türkçesi’nde ebre ismiyle Türkistan’da ortaya çıkan bu sanatın tarihî gelişimi hakkında müphem de olsa bir fikir vermektedir.
Türkistan’dan en geç XVI. asır başlarında İpek yolunu takiben İran’a geçişinde ebrî olarak adlandırılan bu sanatın gerçekten bulut kümelerine benzer şekiller taşıması, buluta nisbet ifade eden bu Farsça ismi doğrulamaktadır. Osmanlı ülkesinde de revaç bulan aynı isim, son yüzyılda Türkçe’de ebruya (ebrû) dönüşmüştür. Galat olmakla beraber, kaşa benzer şekiller de ihtiva ettiğinden, bu sanatın Farsça’da “kaş” mânasına gelen ebrû kelimesiyle adlandırılması aykırı düşmemektedir.
Ayrıca XVI. asır ortalarında Mîr Muhammed Tâhir tarafından Hindistan’da yapılmaya başlandığı rivayet olunan ebruculuğun, buradan İran’a ve daha sonra İstanbul’a kadar yayıldığı da kabul edilir. Aynı yüzyılın sonlarında, İstanbul’dan Avrupalı seyyahlar tarafından kendi memleketlerine götürülen ebru kâğıtları önce Almanya’da, sonra da Fransa ve İtalya’da “mermer kâğıdı” veya “Türk mermer kâğıdı” adıyla tanınıp benimsenmiş ve oralarda da yapılmaya başlanmıştır. Zaman içinde İngiltere ve Amerika’ya da yayılan ebru kâğıdı, her ülkenin sanat anlayışına göre bir farklılık kazanmıştır. Bunda kullanılan değişik malzemenin de rolü olmalıdır.
Ebru kâğıdının yapılmasında kullanılan alet ve malzeme şunlardır:
Ebruculukta kullanılan boyalar tabiattaki renkli kaya ve topraklardan elde edildiği için “toprak boya” adıyla anılır ve suda erimediği gibi yağ da ihtiva etmezler. Bundan başka bazı tabii boyalarla da (lâhur çividi, lök …) renk zenginliği arttırılır. Boyalar dövülerek ve taş üstünde biraz su ilâvesiyle “destesenk” denilen dış bükey bir el taşı ile iyice ezilerek kullanıma hazır hale getirilir. Ebru yapımında gerekli olan ebru teknesi, kullanılacak kâğıdın enine ve boyuna uygun ebatta ve 6 cm. derinliğinde, tercihen çinko veya galvanizden yapılmış dikdörtgen şeklinde bir kaptır.
Eskiden suyun dışarıya sızmasını önlemek üzere içi ziftle kaplanmış ağaçtan mâmul tekneler de kullanılmaktaydı. Teknenin içine konulacak suya lüzûcet (koyuluk ve yapışkanlık) vermek, böylece serpilen boyaların teknenin dibine çökmesini önlemek için kullanılan ve geven isimli nebatın ifrazatı olan kitre, krem renginde gayri muntazam plakalar veya şeritler halindedir. Suda bekletilerek erimesi sağlanır ve bir torbadan süzülür. Bir tekne kitreli su yaklaşık 600 ebru kâğıdı çıkarabilir.
Batı dünyasında kitre yerine deniz kadayıfı kullanılmaktadır. Kitreli suyun üstüne serpilen renklerin birbirine karışmadan yayılmasını temin için, satıhta yayılmayı sağlayan safra asitleri ihtiva eden sığır ödü önceden her boyanın içine ilâve edilir. Fazla öd ihtiva eden boya fazla yayılır. Ebru imalinde sonradan ilâve edilen her renge, önceki renklerin arasında kendisine yer açabilmesi için daha fazla öd koymak gerekir.
Ebruculukta modern fırçalarla usulüne uygun şekilde boya serpilemediğinden, ince ve düz bir değneğe üstüvânî şekilde gevşek olarak sarılmış at kuyruğu kılından fırça kullanılır. Tahta çıta üstüne muayyen sıklıkta ince teller saplanarak elde edilen tarak, taraklı ebru yapımında kullanılan bir alettir. Serpilmiş boyalara şekil vermek için ince, boya damlatmak için kalınca tel çubuk kullanılır. Eskiden bu maksatla tek at kuyruğu kılından faydalanılmıştır.
Ebru kâğıdı şu şekilde elde edilir:
Tekneye konulan kitreli suyun üzerine, içine öd ilâve edilmiş olan boyalar fırça yardımıyla ve her tarafa dengeli bir şekilde serpilmeye başlanınca renkler suyun sathına bulut kümeleri gibi yayılır. Her yeni atılan renk, ihtiva ettiği öd kesafetine göre daha evvel atılanları itip sıkıştırarak kendisine yer açar, bu tarzdaki ebruya battal ebrusu adı verilir. Aynı tarzın somaki mermerini hatırlatan renkte yapılan cinsine somaki ebrusu denilir.
Battal ebrusunda, ebru sanatkârının boyaları serpmek dışında tekneye müdahalesi mümkün değildir; bir noktadan sonra meydana gelen şekillere uymak zorundadır. Bu sebeple ebruculuk, küllî ve cüz’î iradenin izahı için ârif kişilerce müşahhas bir vâkıa olarak kabul edilmiş; boyaları serpmek cüz’î iradeye, tekne sathında ortaya çıkacak olan önceden meçhul görüntü de küllî iradeye benzetilmiştir.
Renkler battal ebrusu hazırlar gibi serpildikten sonra tel çubuğun ucu kitreli suya dokundurulup önce yukarıdan aşağıya veya sağdan sola, sonra da aksi yönde keskin ve muntazam hareketlerle bütün satıhta yürütülürse ortaya çıkan ebruya tarama (gelgit) ebrusu, tel çubuğun hareketleri düzensiz ve dairemsi olursa şal örneği, tel çubuk yardımıyla muhitten merkeze doğru helezonî hareketler yapılırsa bülbülyuvası adıyla anılan ebrular meydana gelir. Yine renkler battal ebrusundaki gibi serpilip tarak denilen alet, telleri kitreli suya girecek şekilde teknenin üstünde dolaştırılırsa taraklı ebru hâsıl olur. Önce tarama ebrusu yapılıp sonra taraklı ebru haline getirilirse daha da cazip görüntü elde edilir. Bütün bu ebru çeşitlerine son olarak yayılmayan bir koyu renk serpilmesiyle serpmeli vasfı kazandırılmış olur. Aynı işlem neft yağı ile yapılırsa ebru zemininde küçük boşluklar açılır, böyle hazırlanmış ebrular da neftli olarak adlandırılır.
Teknedeki kitreli su kullanılıp kirlendikçe serpilen renkler bazan kum gibi noktalanmaya başlar, buna kumlu ebru adı verilir. Buraya kadar sayılan ebru çeşitleri hafif renkler serpilerek yapılırsa hafif ebru ortaya çıkar ve bilhassa hat kitâbeti için cazip bir zemin hazırlanmış olur, böyle kâğıtlar ayrıca âharlanır.
Bunlardan başka bir ebru çeşidi daha vardır ki tanınmış ebruculardan Ayasofya Camii hatibi Mehmed Efendi (ö. 1773) tarafından icat edildiği için hatip ebrusu adıyla tanınır. Bunda, hafif renkli zemin üstüne tel çubuk yardımıyla kuvvetli renklerden birer damla bırakılır, istenirse iç içe birkaç renk daha konabilir. İnce bir iğne bu kat kat renkli dairelerin içinde sağdan sola, yukarıdan aşağıya birkaç defa hareket ettirilir ve çarkıfelek, yürek, yıldız gibi şekiller elde edilir.
Buna bağlı olarak çiçek şekilleri de yapılmak istenmiştir. Ancak ilk defa M. Necmeddin Okyay (ö. 1976) eliyle tabii şekline en yakın çiçekli ebrular (lâle, karanfil, hercaî menekşe, gelincik, gonca gül, kasımpatı, sümbül) yapılması başarılmış, onun talebesi Mustafa Düzgünman (ö. 1990) da bunlara papatyalı ebruyu ilâve etmiştir. Çiçekli ebrular sanat tarihimizde “Necmeddin ebrusu” adıyla tanınır.
Teknede istenilen tarzda hazırlanan ebru, teknenin üstüne sağdan veya soldan yavaşça yatırılan ve 15 saniye kadar bekletilen kâğıda bütün güzelliğiyle geçer. Ebruyu yapan kişiden tarafa olan köşelerden tutulup kaldırılan kâğıt öne doğru çekilir ve uzun çıtalar üstüne serilerek gölgede kurumaya bırakılır.
Teknede yapılan nakışlar ancak bir tek kâğıda geçirilebilir. Bir defa yapılan ebrunun aynısı bir daha tekrarlanamaz, ancak benzeri yapılabilir. Bundan dolayı her ebru, asla kopya edilemeyecek bir sanat eseri vasfını taşır.
Yine Necmeddin Okyay’ın buluşu olarak İslâmî hat sanatında yer alan yazılı ebrular vardır. Bir hat eseri, Arap zamkı mahlûlüyle yazıldıktan ve kurutulduktan sonra ebru teknesine yatırılırsa zamklı yerler ebruyu almaz ve yazılı kısım kâğıt rengiyle kalır.
Eski yazma kitaplarda kâğıdın yazı sahasının ayrı, etrafının ayrı renge boyanmasına “akkâse”, böyle kâğıtlara da “akkâseli kâğıt” denilir. Ebruya da tatbik edilen bu teknikle XVII. asırda Hindistan’ın Bîcâpûr şehrinde ebru-resimler yapıldığı bilinmektedir. Necmeddin Okyay bunları görmediği halde, hafif ebrulu kâğıdın ortasına Arap zamkı mahlûlü sürüp bu kâğıdı, kuvvetli boyalar serptiği tekneye ikinci defa yatırarak iki ayrı ebrulu kâğıt, yani akkâseli ebruyu yapmıştır. Bu tarz, Necmeddin Okyay tarafından ayrıca yazılı ebruya da tatbik edilmiştir.
Yukarıda sayılanlar dışında İstanbul’da ebruculukla uğraşan eski sanatkârlardan tesbit edilebilenler şunlardır:
Şebek Mehmed Efendi (X./XVI. yüzyıl), Şeyh Sâdık Efendi (ö. 1846), kardeşi Sâlih ve oğlu Hezarfen İbrâhim Edhem Efendi (ö. 1904), Bekir Efendi (XIX. yüzyıl), Hattat Sâmi Efendi (ö. 1912), Necmeddin Okyay’ın oğlu Sâmi Necmettin (ö. 1933), Hattat Aziz Efendi (ö. 1934), Abdülkadir Kadri Efendi (ö. 1942), Sâcid Okyay (d. 1915).
Günümüzde bu sanatla uğraşanlar süratle çoğalmakta olup ebrunun zamanımızda kumaş, cam ve fayans üzerine de yapıldığı, hatta mücerret resim anlayışı dışında figüratif resim üslûbuyla dahi çalışıldığı görülmektedir. Ayrıca zamanımızda eski boyalar bulunmadığından bunların yerini artık sentetik boyalar almıştır. Bu sebeple renk zevki de değişikliğe uğramıştır.
Ebru kâğıdı, eskiden yazma kitapların ciltlenmesinde (ebrulu kap, çârkûşe kap) ve yan kâğıdı olarak kullanıldığı gibi kıta ve levhaların iç ve dış pervazlarıyla koltuk denilen kısımlarında da çok kullanılmıştır; bunların en güzel örneklerine müze, kütüphane ve koleksiyonlarda rastlanır. Ayrıca Necmeddin Okyay’dan bu yana, çiçekli ebruların dört tarafına da iç ve dış pervaz olarak yaraşan diğer tarzdaki ebrulardan yapıştırılarak cazip resim tabloları hazırlandığı görülmektedir.
Bu sanat XVII. asırdan itibaren Batı âleminin de ilgisini çekmiş, Roma’da 1646 yılında “Türk kâğıdı” adıyla yapılan ilk neşriyattan beri ebruculuk üzerine pek çok eser yazılmıştır.
Ebruculukta kullanılan malzeme ve aletler:
1. Kitre zamkının tabii hali
2. Mermer üstünde ezilen boya
3. El taşı
4. Toprak boyayı dövmede kullanılan taş
5. Boya toplama küreği
6. Boya kabı
7. Boyaların tekneye serpildiği fırça
8. Tekneye boya damlatmada kullanılan alet
9. Tarama yapmakta kullanılan alet
10. Hatip ebrusu ve çiçek yapmakta kullanılan ince tel
11. Geniş taraklı ebru için kullanılan tel tarak
12. Sık taraklı ebru için kullanılan tel tarak
13. Sümbül ebrusu için kullanılan telli tahta
https://islamansiklopedisi.org.tr/ebru
Ebru Sanatında Kullanılan Malzemeler;
Tragakat zamkı – Boya – Boya fırçası – Leğen – Su – Kağıt – Öd
Kitre, Anadolu, İran ve Türkistan dağlarında doğal olarak yetişen dikenli bir bitkinin gövdesinden elde edilir ve “gaven” olarak adlandırılır. Dallara yapılan çiziklerden çıkan özsu daha sonra kurur ve kemik beyazı renkli parçacıklar halinde katılaşır. 20-40 gram/3 litre oranında çok düşük sertlikte suya damlatılır ve iki gün bekletilir. Tamamen eriyen kitre, bir bez torbadan süzülerek leğene dökülür. Ayran kıvamında olmalıdır. Kitre, kozmetik ve tekstil endüstrisinde bitkisel ilaç (boğaz ve mide rahatsızlıkları) olarak yaygın olarak kullanılmaktadır.
Boyalar, klasik yöntemle “mineral boyalar” olarak adlandırılan, doğal metal oksitlerden elde edilen maddelerdir. Türkiye, bu tür doğal boyalar açısından oldukça zengin bir ülkedir. Herhangi bir toprak türü önce çamur haline getirilebilir, ardından filtrelenip ezilerek boya elde edilebilir.
Boya fırçaları; gül ağacı sapının etrafına at kılından sarılarak, ortası boş bir çevre oluşturacak şekilde yapılır. Gül ağacı küf oluşumunu önlediği için tercih edilir. Farklı kalınlık ve uzunluktaki fırçalar boya sürmeye ve boya kontrolüne olanak sağlar.
Havuz, 4-6 cm derinliğinde ve kağıt boyutundan yaklaşık birkaç milimetre daha büyük (ıslakken kağıdın genleşmesini önlemek için) ahşap veya metalden yapılır. Genellikle kağıt boyutları 35×50 cm veya 25×35 cm’dir.
Su; tercihen sertliği olmayan su. İdeal olanı damıtılmış sudur. Eskiden yağmur suyu tercih edilirdi ancak günümüzdeki asit yağmurları nedeniyle artık tavsiye edilmiyor.
Kağıt: İdeal kağıt, el yapımı, yüksek emiciliğe sahip ve asitsiz olanıdır. Nadir bulunması ve yüksek maliyeti nedeniyle yeni başlayanlara önermiyoruz. Bunun yerine, parlak olmayan herhangi bir kağıt kullanılabilir. Emme kapasitesini artırmak ve üzerindeki boyayı sabitlemek (daha dayanıklı hale getirmek) için kağıt yüzeyine alümina çözeltisi uygulanabilir. Böylece boyaların sabitlenmesi daha kolay hale gelir.
Safra: Ebru yapımında kullanılan en önemli malzeme. Bir ebru ustası, safranın ne olduğunu ve işlevlerini iyi bilmelidir. Bana göre, ebru sanatının sırrı safrada yatmaktadır. Başlıca işlevleri şunlardır:
- Yüzey gerilimini sağlamak, boyanın su yüzeyine yayılmasını önlemek, aksi takdirde boyanın batmasını önlemek.
- Boyaların karışmasını önlemek. Örneğin, mavi ve sarı aynı anda uygulanıp mümkün olduğunca karıştırıldığında yeşil asla çıkmaz.
- Boyanın kağıda sabitlenmesini sağlamak.
- Aynı rengin farklı tonlarını ve farklı boyutlarda desenler vermek.
Klasik Ebru Çeşitleri ;
1- Battal – Taş: Ebru sanatının en eski kayıtlı stilidir. Ebru sanatının tüm formlarının temelidir. Boyalar fırçadan düşerken olduğu gibi kalır, başka bir efekt verilmez.
2- Gelgit: Battal bir taban oluşturduktan sonra, havzanın kenarlarına paralel zikzak hareketler oluşturur. Bu gelgit hareketi bazen çapraz olarak da uygulanır.
3- Şal: Gelgit ebrusunun son gelgit hareketinin tersine iki veya üç adet ‘S’ şeklinin eşit şekilde yayılmasıyla oluşur.
4- Bülbül Yuvası: Battal ebru üzerine içten dışa doğru yan yana spiral hareketlerle oluşturulmuş.
5- Taraklı – Taraklı: Dikey olarak yapılan gelgit ebrusu, son gelgit hareketinin tersine doğru taranır.
6- Kumlu – Kumlu: Düşük yoğunluklu boyanın aşırı kalın bir kaba sürekli damlatılması ve eserin uzun süre bekletilmesiyle oluşur. Aşırı kalın bir kaba yüzey gerilimi yüksektir. Düşük yoğunluklu boya, yüzeyin yüksek gerilimi altında ezilecek ve bir süre sonra çatlayarak kumlu veya kemiksi bir ebru oluşturacaktır.
7- Hafif – Light: Boyalar diğer ebru türlerine göre daha fazla sulandırılır. Light ebru genellikle hat sanatında altlık olarak kullanılır.
8- Hatip: Boyaların yüzeye eşit olarak dağılmasıyla oluşan motiflerde, boyalara hareket etkisi verilir. Zemin renkleri açık, motif renkleri yoğundur.
9- Dalgalı: Ebru sırasında kağıt ileri geri hareket ettirildiğinde, sonuç kağıt üzerinde dalgalar olarak görünecektir. Kağıt katlanabilir (kırışıklıklar yüzeyi işaret eder), her hareket bir kıvrıma temas ettiğinde yön değiştirecek ve kağıt üzerinde dalgalar oluşturacaktır. Dalgalar, ancak hareketin düzenli bir ritmi varsa oluşabilir.
10- Neftli Battal – Terebentin: ‘Battal’ zemin üzerine birkaç damla Terebentin (tercihen çam terebentin) eklenmiş boyalar serpilerek elde edilir. Dalgalı bir görünüm verir.
11- Somaki Battal – Porfir: Genellikle iki renkten yapılır. İkinci renge daha fazla safra katılarak birinci rengin sıkıştırılması ve mermer gibi ince damarlar oluşturulması sağlanır.
12 – Serpmeli Battal – Püskürtme: Bilinen herhangi bir “Battal ebru” yapıldıktan sonra, arka planla kontrast oluşturan ikinci bir renk küçük damlalar halinde serpilir. Fırçadaki boya dikkatlice sıkılır ve bazı kişiler serpme işlemi için özel bir fırça kullanır. Bu serpme, ‘Gel-Git’ – ‘Bülbül Yuvası’ veya başka desenler şeklinde oluşturulabilir.
13- Ak Kase – Şablonlu Ebru: Aynı zemin üzerine birden fazla baskı yapılarak elde edilen ve hattatlar arasında popüler olan bir desendir. Taban, üzerine kırmızı kalem veya fırça ile sürülen Arap zamkı ile hazırlanmış özel bir sıvı kullanılarak yazının yazıldığı açık renkli bir ebrudan oluşur. Böylece açık renkli ebru yüzeyi Arap zamkı ile kaplanmış (yalıtılmış) olur. Kuruduktan sonra, aynı kağıda daha koyu renkler kullanılarak başka bir desen uygulanır: Arap zamkı ile kaplanmış kısımlar ikinci kata dayanıklı olacak ve bu nedenle yazıyı gösterecektir. Aynı teknik bir şablon kullanılarak da uygulanabilir ve Arap zamkı yerine örneğin yoğun kitre, silikon, çeşitli şeffaf yapıştırıcılar vb. gibi başka maddeler de kullanılabilir.
14- Yazılı Ebru: Yazının Arap zamkı ile yazılıp aynı kâğıda ebru yapılması veya tam tersi (yazının boş bırakılıp zemin olarak Arap zamkı sürülmesi) ile elde edilir. Arap zamkı (şeffaf mürekkep) ile yazmak ise özel bir ustalık gerektirir, çünkü düzeltilmesi çok zordur.
Modern Ebru Çeşitleri;
1- Fantazi 2- Kedi Gözü 3- Dalgalı 4- Çiçekli Ebru;
Battal ebru üzerine çiçek motifleri işlenir. Uygulama süreci yağlıboya resimden oldukça farklıdır. Ebru ustası, boyalar su üzerinde çatlamaya başlamadan önce çiçekleri şekillendirip görüntüyü kağıda geçirmek zorundadır. Bu nedenle bu sanatı resim sanatıyla karşılaştırmamak gerekir. 1- Lale 2- Karanfil 3- Sümbül 4- Demet Çiçek 5- Renkli Menekşeler 6- Papatya 7- Gelincik 8- Gül 9- Buket
Tüm bu farklı ebru türlerinin kendine özgü boya kombinasyonları, çizim teknikleri ve hazırlanma zorluk dereceleri ve farklı yöntemleri vardır, ancak kullanılan ekipman bu türlerin çoğu için hemen hemen aynıdır. Adaylar, pratik ve tutkuyla bunların hepsini öğrenebilir ve bu güzel sanatın mükemmelliğinin tadını çıkarabilirler.
Ebru, yemek pişirmeye benzer; kesin bir tarif vermek mümkün değildir. Herkesin kendine özgü renk ve desen karışımları vardır ve kendi dünyasını yansıtmak ister.
Ebru, birçok hassas terazinin aynı anda çalışmasının sonucudur. Saflık ve uygulama kurallarına titizlikle uyulmalıdır. Zamklı suyun yoğunluğu, su ile boya, boya ile gerdirici madde (öd) arasındaki ilişki ve boyadaki öd miktarı çok önemlidir. Böylesine hassas bir dengenin kurulması biraz zaman alabilir. Ancak her şey hazır olduğunda ebru kolayca ve hızlıca yapılabilir. Ebru, bu özelliği sayesinde bir “terapi” için oldukça uygundur.
Boyalar, fırçaların su yüzeyine istenilen miktar ve renge göre serpilir. Boyalar çok yoğun olmamalıdır. Bu şekilde uygulanan eş merkezli, üst üste gelen damlalar “Battal” adı verilen bir desen oluşturur. Bu desen hemen hemen diğerlerinin hepsinin kökenidir. Şimdi bu temel desen, ince bir kalem veya çip ile ileri geri hareket ettirilen paralel çizgilerle işlenirse “ileri geri” elde edilir. Bu desen bir tarakla çizilirse “taraklı desen” elde edilir. “İleri geri” tekrar çaprazlanırsa “şal” örneği olur. Taraklı ebru, ileri geri veya şal deseni haline getirilebilir. Dış çevreden merkeze doğru kıvrımlı bir çizgi uygulandığında “bülbül yuvası” elde edilir. İleri geri veya şal deseni üzerinde küçük renkli noktalar bulunursa “serpilmiş ebru” elde edilir. Eğer bunun yerine daha büyük noktalar (yani daha yüksek oranda safra içeren noktalar) uygularsanız, mermere en çok benzeyen “profirik mermer” elde edersiniz.
Bununla birlikte, yukarıdaki desenler, bunlardan birini temel alarak ve farklı renklerde eş merkezli damlalar oluşturarak çeşitlendirilebilir. Ayasofya hatibi Mehmet Efendi (1973’te vefat etti), ilk olarak çiçek ve diğer desenleri oluşturdu ve bunlar daha sonra “Hatip ebrusu” olarak adlandırıldı. Bu desenler daha sonra çiçek şeklinde ebrulara dönüştü.
Kâğıt, leğendeki zamklı su üzerinde hazırlanan yukarıdaki desenlerden herhangi birinin üzerine bir taraftan sürülür. Bu işlem, boyanın kağıda sabitlenmesini sağlar. Kağıt daha sonra, yüzeyindeki zamkı çok fazla soymadan dikkatlice leğenden kaldırılır. Klasik Türk ebrusunda, leğenden çıkarılan kâğıt yıkanmaz. Yüzeyde kalan ince zamk tabakası koruyucu (sabitleyici) bir tabaka oluşturur. Kâğıt düz bir zemine serilir ve kurumaya bırakılır.
Her türlü malzeme hazır olduğunda, yüzey suyunda yapılan desenlerin çevirisi 3-5 dakika, en fazla 15 dakika içinde tamamlanır. Hızla oluşan bu sonsuz renk ve şekil, ebruyu hayranlık uyandırır ve izleyeni (eğer varsa) büyüler.
Hikmet BARUTÇUGIL
Mimar Sinan Üniversitesi













































































